|
|
|
|
Acil psikiyatride çözümlerAcil tıp, ortaya çıktığı andan itibaren kısa süre içinde girişimde bulunulmadığında sakatlık ya da ölümle sonuçlanabilecek vakaları kapsıyor. Bu tanım bağlamında, dışarıdan bakıldığında, psikiyatrik sorunların acil girişimi gerektirmez gibi görünmesi yanıltıcı. Örneğin; depresyondaki bir hasta, gereken acil girişimde bulunulmadığında intihar riski artıyor. Acil müdahalenin hayati önem taşıdığı başka bir tablo da delirium. Bu hastalarda bilinç sisleniyor ve hastanın çevreyi ayırt edebilme yetisi azalıyor. Bilinç durumu, derin uyku halinden ağır taşkınlığa (eksitasyon) kadar değişiklik gösteriyor. Delirium, genel tıbbi duruma bağlı olarak ortaya çıkabildiği gibi zehirlenmeler, alkol bağımlısı kişilerde alkolun kesilmesi gibi durumlarda sıklıkla ortaya çıkıyor. Delirium vakalarında, yönelim bozukluğu yaşayan, nerede olduğunu algılamayan, ne yaptığını bilemeyen hasta hiç farkına varmadan kendini pencereden atabiliyor. Alevlenme tablosu gösteren şizofreni vakasına da müdahale edilmediğinde hasta hem kendine, hem çevresine zarar verebiliyor. Benzer durumlara manik hastalarda da rastlandığını kaydeden Uzman Doktorumuz, otomobil kullanan bir manik hastanın 9-10 otomobile çarpıp zarar verdiğini belirtiyor. Uzman Doktorumuz’un verdiği bilgilere göre, acil psikiyatri birimlerinde çalışan hekimlerin ilgili temel yasa ve ilkeleri bilmesi, hekimin sorumluluklarını daha etkin biçimde ve sıkıntısızca yerine getirmesini sağlayacak bir koşul. Örneğin; dayak gibi bir şiddet olayının ya da cinsel tecavüzün görüldüğü psikiyatrik durumların gerekli resmi mercilere ulaştırılması gerekiyor. Aksi durumda hem hekim zor durumda kalıyor, hem hasta mağdur olabiliyor. Ayırıcı tanı ve çok yönlü yaklaşım “Psikiyatrik acillerin en önemli yanı, çok yönlü yaklaşımların gerekmesidir” , genel acil servislere başvuran hastalarda ölüm oranının yüksek olmasının temelinde psikiyatrik sorunların yattığını belirtiyor. Bu hastaların çoğunun ölümünde, beyin enfeksiyonları, travmalar, alkol kullanımına bağlı bozukluklar gibi organik mental bozukluklar dahil, birçok psikiyatrik bozukluk rol oynuyor. “Acil girişimi gerektiren psikiyatrik, nörolojik ya da fiziksel hastalıklar mental ve davranışsal belirtilerle karşımıza gelebilir. Burada ayırıcı tanı çok önemlidir” diyen Uzman Doktorumuz sözlerini şöyle sürdürüyor: “Fiziksel hastalıkların büyük bölümü psikiyatrik belirtilerle karşımıza gelebilir. Hekim, hastadaki fiziksel hastalığı, akut psikotik bozukluğu, zehirlenmeyi ya da psiko-sosyal bir sorunu ayırt etmelidir. Bu, nedenle bu vakalarda hekimin deneyimi çok önemlidir.” Acil psikiyatri servisine başvuran vakalar arasında psikosomatik hastalıklar da önemli yer tutuyor. Somatizasyon, çevreyle ilişkilerin beden vasıtasıyla sağlandığı, anlatım aracı olarak sözcüklerin kullanılmadığı, kişilerin kendilerini sözcüklerle ifade edemediği, karşılaşılan güçlükler ve zorlanmalar karşısında duyguların beden diliyle ifade edildiği bir süreç. Önde gelen belirtiler bedensel nitelikte olduğundan, bu kişiler fiziksel bir hastalıkları olduğunu düşünerek bu konu ile ilgili hekimlere başvuruyorlar. Ancak yapılan bilimsel çalışmalar, tedavi kurumlarına bedensel (somatik) yakınmalarla başvuran hastalarda %20-84 arasında değişen oranlarda yakınmaları açıklayacak herhangi bir organik nedenin bulunmadığını ortaya koyuyor. Tedavi kurumlarında yatarak veya ayaktan tedavi gören hastaların %25-50’sinde eşlik eden psikiyatrik bir sorun bulunuyor. Şeker, kalp hastalıkları, kanser ve astım gibi çok sayıda bedensel hastalığın seyri, eşlik eden psikiyatrik sorundan olumsuz etkileniyor. Özellikle kronik ağrı ile depresyonun birarada görülür “Ağrı, depresif durumların bir anlatım biçimi olarak ortaya çıkabildiği gibi, organik bir nedenle ilgili olan ağrı hastada depresyona yol açabilmektedir. Sonuçta ümitsizlik, olumsuz duygulanımlar, enerji kaybı, uykusuzluk ve sosyal ortamdan uzaklaşmalara neden olabilmektedir. Böylece, birbirini olumsuz etkileyen bir kısır döngü oluşabilmektedir “ Uzman Doktorumuz, sık rastlanan bir örneğin altını da şu sözlerle çiziyor: “Çeşitli bedensel yakınmalarla başvurdukları hekim tarafından gerekli muayene ve tetkiklerin yapılmasından sonra bu durumu açıklayacak herhangi bir etken bulunamadığında, çoğu zaman hasta hiçbir şeyi olmadığı söylenerek evine gönderilmektedir. Bu durumda, şikayetleri devam eden hasta ikilem yaşamakta, durumunun aydınlanması için çoğu zaman hekim hekim dolaşmaya başlamaktadır. Bu bakımdan, bedensel yakınmalarla hekime başvuran kişilerde, bu belirtiler organik kökenli olsun ya da olmasın, tedavinin bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerekiyor. Şikayetlerin o kişi için taşıdığı anlam ve önem ancak bu yaklaşımla açığa çıkabilir.” İntihar girişimleri Acil psikiyatride intihar vakalarına sık rastlanıyor. İntihar etmeyi düşünen hasta önceden bunun mesajını verse de yakınları bu mesajı anlamayabiliyor, gözden kaçırabiliyor, hatta ihtimal veremiyebiliyor. Özellikle depresif hastaların yakınlarının bu konuda çok dikkatli olmaları gerektiğini belirten uzman psikiyatrist, “Tehlikenin derecesini önceden belirlemek için bazı sosyo-demografik ve kişisel risk faktörlerinin bilinmesi gereklidir ama bunlar durumu net olarak göstermediğinden hekimin de çok dikkatli olması gerekmektedir “ diyor. İntihar girişiminde bulanan hastaların %90’ında psikiyatrik bozukluk görülüyor. En sık rastlanan intihar nedeni ise depresyon. Acil serviste en sık rastlanan psikiyatrik bozukluklardan biri olan depresyonda, intihar eğilimi, yaşamı tehdit edici sonuçlara yol açabiliyor. Depresyon yineleyici özelliğe sahip olduğundan tedavi edilmediği durumda yaşam kalitesinde düşmeye, değişik fiziksel hastalıklara ve ölüme yol açabiliyor. Ayrıca, ABD’de tüm intiharların %25’inin alkol bağımlıları tarafından gerçekleştirildiğinin tahmin edildiğini kaydeden Uzman Doktorlar acil müdahele gerektiren alkole bağlı sorunları alkol zehirlenmesi, alkole bağlı saldırganlık, alkol yoksunluğu ve Wernicke-Korsakoff sendromu olarak sıralıyor. Doğum sonrası psikiyatrik bozukluklar ve premenstrüel sendrom da intihar riskini artırıyor.. Psikotik bozukluklarda da intihar riskinin yüksek olduğunu belirtiyorlar, “Daha önce intihar girişiminde bulunmuş olanlar 3 ay içinde ikinci girişimde bulunabiliyorlar” diyor. İntihar çocuklukta sık değil, ergenlikte artış gösteriyor. Kadınlarda intihar girişimi erkeklerdekinin 3-4 katı, ancak ölüm oranı erkeklerde 2-3 kat daha yüksek. Kadınlarda intihar girişimine 55-60, erkeklerde 75 yaş civarında sık rastlanıyor. İntihar girişimi sırasıyla hiç evlenmemiş kişilerde, boşananlarda, çocuksuz evlilerde ve en seyrek olarak da çocuklu evliliklerde görülüyor. Yalnız yaşayan, sevdiği birini yitiren ya da son bir yıl içinde bir sevgi ilişkisinde düşkırıklığına uğrayan kişilerde de intihar girişimi oranı yüksek. Şehirde yaşayanlar kırsal bölgelere göre daha büyük risk altında. Ayrıca intihar girişimi işsizlerde daha sık. Meslek olarak gruplara ayırırsak intihar girişimi polisler, müzisyenler, avukatlar, özellikle anestezistler, göz hekimleri ve psikiyatristler olmak üzere hekimlerde yüksek. Kronik fiziksel hastalıklar da intihar riskini artıran faktörler arasında. Kriz sırasında psikoterapik müdahale Uzman Doktorumuz’in verdiği bilgilere göre, yaşanan zorlayıcı olaylar karşısında psikiyatrik bozukluğu olmayan kişiler de acil psikiyatri servisine başvuruyorlar. Kriz sırasında psikoterapik müdahalenin amacı, sıkıntıda olan kişiye yardım etmek ve bu zorlu dönemi benlik değerini yitirmeden geçirmesini sağlamak, bu dönemin kişide psiko-sosyal bir sekel bırakmasını önlemek ve kişinin olaylarla başa çıkabilme gücünü kalıcı olarak artırmak. Bazı kişilerin çok ağır sorunları bile yardımsız çözebildikleri halde bazen çoğu kişiye hafif gelebilecek bir sorunla başaçıkamadıklarını belirten Uzman Doktorumuz, “Nereden kaynaklanırsa kaynaklansın, kişinin psikolojik dengesini zorlayan, tehdit eden her türlü durum bir krizdir. Krizlerin çoğu, doğal bir yolla çözüme ulaşmakla birlikte, bazen kişinin alışılmış sorun çözme yöntemlerini zorlayarak korku ya da çaresizlik duyguları doğurur ve sağlıklı olmayan birtakım savunma mekanizmalarının devreye girmesine neden olabilir. Burada önemli olan sağlıklı savunma mekanizmalarının devreye girmesidir” diyor. Yas ve yüklü yaşam olayları Psikiyatrik acile başvuranlar arasında yaslı kişiler de yer alıyor. “Yas, kişinin sevdiğini birini veya işini ya da bedeninin bir parçasını kaybetmesi gibi durumlara karşı gösterdiği olağan bir tepkidir” , yas sürecinin seyrinin yitirilen şeyin kişi için önemi, kişinin bu yitime karşı hazırlıklı ya da hazırlıksız oluşu, kültürel durumu ve yaşam deneyimine bağlı olarak değişir Uzman Doktorlar, yaslı kişilerin gösterdiği tepkileri “olağan tepkiler” ve “tedavi edilmesi gereken durumlar” olarak ikiye ayırıyor. , ilk birkaç saatin ve birkaç günün temel özelliği “inanmama” duygusu. İlk birkaç haftadan altı aya kadar olan dönemde kayıp olayı tüm gerçekliğiyle farkediliyor. Bu dönemde üzüntü, suçluluk, utanç, çaresizlik, umutsuzluk, boşluk duygusu, ağlama, uyku bozukluğu, zevk almama, iş başarısında azalma ve bedensel yakınmalara sık rastlanıyor. Altı aydan bir yıla kadar olan dönemde yastaki kişi, artık eski yaşamına dönmeye başlıyor. Gerçeği ve bunun yaşamındaki etkisini kabul ediyor. Ilımlı düzeyde yaşanan sıkıntı ya da kızgınlık doğal kabul ediliyor. Ancak yastaki kişide uykusuzluk, iştah ve ilgi yitimi, suçluluk duyguları, yaşamın anlamının kalmadığı şeklinde düşünceler sıklıkla ortaya çıkabiliyor. Hareketlerde yavaşlama, değersizlik duyguları, altı aydan fazla devam eden iş gücü kaybı ise yasın depresyonla birlikte olduğunu düşündürüyor. Bunun, mutlaka tedavi edilmesi gereken bir durum olduğunu vurgulayan Uzman Doktorumuz, “Bu duruma depresyonla komplike patolojik yas denir. Yas, doğal seyrini yitirmiştir” diyor. Anksiyete ve panik atak Anksiyete ve panik atakla da acil psikiyatride sık karşılaşılıyor. Genel nüfusta yüzde 3-6 oranında görülen anksiyete ve panik atak hastane ortamında genel nüfusa göre iki kat daha fazla. Anksiyeteyi, korkuya çok benzeyen, ancak dışarıdaki uyarana uymayacak ölçüde şiddetli, uyarının ya da olayın gerçekleşeceği ile ilgili yersiz endişeler içeren psikolojik, fizyolojik ve davranışsal bir tepki olarak tanımlayan Uzman Doktorumuz, bu duygu durumunu olağan ve patalojik olarak ikiye ayırıyor. Olağan anksiyetenin belirsizliğe karşı duyulan bir tepki olduğunu kaydediyor. Patolojik anksiyeteyi ise görünür dış etkenlerle ilgisi olmadan başlayıp biten, kişinin başa çıkamadığı, kendine göre belirli bir sürede devam eden, kişinin yaşamını sınırlayan, psikiyatrik tedavi gerektiren bir durum sözleriyle tanımlıyor. |
|
Send mail to
tahirolmez@gmail.com with
questions or comments about this web site.
|