|

| |
1. Psikolojik varsayımlar
- Psikoanalitik varsayım: Bu görüşe göre anksiyete
temelde bir iç çatışmanın (intrapsişik) ürünüdür. Buradaki çatışma benlik
ile altbenlik, ya da benlik ile üstbenlik arasında oluşabilir. Altbenlikden
haz ilkesi doğrultusunda doyum arayan dürtüler üstbenliğin gerçekleri
tarafından engellenir. Benlik bunlar arasındaki çatışmayı çözerek dürtüyü
bastırırsa (represyon) sorun çözülür. Benlik çatışmayı çözemezse,
bastıramazsa bunu tehlike olarak algılar. Bütün bu süreç bilinç dışında
yaşanır. Bilinç alanında ise ortaya anksiyete çıkar. Buna “serbest yüzen
anksiyete” denir. Eğer bastırma işe yaramadığında bu çatışmayla başetmek
için diğer savunma düzeneklerini kullanırsa kullandığı savunma düzeneğine
göre diğer anksiyete bozukluklarının klinik tabloları gelişir.
- Davranışçı varsayım: Davranışçı görüşe göre
anksiyete öğrenilmiş bir süreçtir. Koşullu uyaranlar koşulsuz tepkilere
neden olur. Ayrıca sosyal öğrenme ile ailenin tepkileri de model olarak
alınır.
- Bilişsel (kognitif) varsayım: Bu varsayıma göre
anksiyetenin nedeni olayın kendisi değil, bu olayın kişi tarafından nasıl
yorumlandığı, nasıl algılandığıdır. Olayların çarpıtılmış düşünce
örüntüleriyle algılanması sonucunda anksiyete ortaya çıkar.
2) Biyolojik varsayımlar: Anksiyete bozukluklarında
otonom sinir sisteminde sempatik etkinliğin arttığı, buna bağlı olarak
fizyolojik belirtilerin ortaya çıktığı düşünülmektedir. Biyokimyasal olarak
yapılan çalışmalarda nörotransmiterler üzerinde durulmakta, noradrenalin ve
serotonin düzeylerinin arttığı düşünülmektedir. Ayrıca bazı nörokimyasal
maddelerin (sodyum laktat gibi) verilmesiyle yapay olarak panik nöbetleri ortaya
çıkarılabilmektedir. Bunların dışında kalıtımsal bir yatkınlığın olduğundan da
sözedilmektedir.
|