Ana Sayfa Geri Dön İçerik

[Company Logo Image]Sanrısal Bozukluk
 

 Ana Sayfa
Geri Dön

 

 

SANRISAL BOZUKLUK

    Sanrısal Bozukluk, önde gelen semptomların sanrılar olduğu bir psikiyatrik bozukluktur. Eskiden "paranoya" ya da "paranoid bozukluk" olarak adlandırılan bu bozuklukta primer olarak grandiöz, erotik, kıskançlık, somatik veya karışık tipte sanrılar bulunur. Sanrılar bizar özellikte değildir, varsanılar olsa bile baskın nitelikte değildir ve sanrılarla uyumludur.

Epidemiyoloji:

    Sanrısal Bozukluk, şizofreni ve duygudurum bozuklukları gibi diğer psikiatrik bozukluklara göre oldukça ender görülen bir bozukluktur. Aileler ya da adli kurumların zorlaması olmaksızın hastalar nadiren kendiliklerinden psikiatrik yardım isterler.Epidemiyolojik çalışmalar, bu bozukluğn prevalansının yüzbinde 25-30, ilk başvuruların yıllık insidansının ise yüzbinde 1-3 olduğunu ortaya koymuştur. Ortalama başlangıç yaşı 40 civarıdır.

Etiyoloji:

    Bütün major psikiyatrik bozukluklar gibi, sanrısal bozukluğun da nedeni bilinmemektedir.

    Aile çalışmaları, sanrısal bozukluğu olanların akrabaları arasında bu bozukluğu gösterenlerin ve bu bozuklukla ilşkili kişilik özelliklerinin yüksek oranlarda bulunduğunu göstermiştir. Ayrıca, bu çalışmalar, şizofreni, sanrısal bozukluk ve paranoid kişilik arasında bir ilişki olduğunu ortaya koymuştur.

    Biyolojik Faktörler: Enfeksiyonlar, nörolojik hastalıklar, entoksikasyonlar, endokrin ve metabolik hastalıklar,vitamin yetmezlikleri, ilaç ve madde kullanımına bağlı olarak sanrılar ortaya çıkabilir.

    Psikodinamik Faktörler: Sanrısal bozukluğu olan kişiler reaksiyon-formasyon, yansıtma ve inkar mekanizmalarını sık kullanırlar. Freud'a göre paranoyada başlıca savunma mekanizması yansıtmadır. Bilinçdışı homoseksüel eğilimlere karşı inkar ve yansıtma mekanizmaları geliştirilmektedir. Klasik psikodinamik teorilere göre kadın hastalarda da sanrıların oluşmunda benzer dinamikler sözkonusudur. Norman Cameron "paranoid pseudokommünite" kuramında sanrıların oluşumunu yine psikodinamik olarak ele almıştır. Diğer psikodinamik faktörler arasında hostil bir aile çevresi, aşırı kontrolcü bir anne ve sadistik bir babanın varlığı ve çevreye güvensizlik sayılabilir.

Klinik Bulgular:

    Hastalar genellikle iyi giyimlidir, kişilikte ya da günlük aktivitede önemli bir bozukluk kanıtı yoktur. Ancak hastalar eksantrik, acayip, kuşkulu ya da hostil görünebilirler. Duygulanım sanrıların içeriği ile uyumludur. Büyüklük sanrıları olan bir hasta öforiktir; perseküsyon sanrıları olan hasta ise kuşkucu görünümdedir. Sanrısal bozukluğu olan hastalarda belirgin varsanılar görülmese de, DSM-IV'e göre, sanrıların içeriği ile uyumlu olarak dokunma ya da koku varsanıları bulunabilir. Düşünce içeriğinde, sanrı biçiminde bozukluk ana semptomdur. Sanrılar genellikle sistematiktir ve bizar değildir (örneğin kötülük görme, bir virus bulaşmış olma, tanınmış bir kişi tarafından sevilme gibi). Sensoryum ve bilişsel yetilerde bozulma yoktur. Bu hastalar içgörüden yoksundur.

Klinik alt tipler:

    Perseküsyon Tipi: Sanrısal bozukluğun en yaygın tipidir. Sanrılar basit ya da ayrıntılı, tek bir konu ya da birbiriyle bağlantılı seri halinde konular olabilir, örneğin kendisinin aleyhinde konuşuluyor, aldatılıyor, gözetleniyor, izleniyor, zehirleniyor gibi.

    Kıskançlık Tipi: Bu tip, evli eşler arasında daha sıklıkla görüldüğü için, konjügal paranoya ya da Othello Sendromu olarak da bilinir. Bütün psikiyatrik hastalıklar içinde görülme sıklığı binde ikiden daha azdır. Semptomlar ani başlar ve ancak eşin ayrılması ya da ölümünden sonra çözülür. Kıskançlık sanrıları giderek eşe karşı sözel ve fiziksel saldırıya neden olabilir, hatta eşini öldürmeyle sonuçlanabilir.

    Erotomanik Tip: Erotomanik tipte sanrıları olan hastada başlıca sanrı başka biri - genellikle ünlü biri, örneğin bir sinema yıldızının kendisine aşık olduğu biçimindedir. Sanrısal bozukluğun bu tipi Clerambault sendromu olarak da bilinir. Semptomlar ani başlar ve kişinin yaşamının odağını oluşturmaya başlar. Sanrı objesi olan kişiyle telefon, mektup ya da ziyaretler yoluyla ilişki kurma çabaları vardır. Klinik gözlemlerde kadınlarda daha sık görülürken, adli tıpta erkek olgular çoğunluktadır.

    Büyüklük Tipi: Megalomani olarak da bilinen bu tipte en sık görülen sanrı tipleri, kendisinin çok önemli, yetenekli birisi olduğu, fakat taktir edilmediği biçiminde sanrılar ve keşif sanrılarıdır. Özellikle ülkemizde de sık görülen bir büyüklük sanrısı biçimi de mehdi, evliya ya da peygamber olduğu biçimindeki mistik içerikli sanrılardır.

    Somatik Tip: Monosemptomatik Hipokondriakal Psikoz olarak da bilinen bu tipte, önemli bir enfeksiyona (AİDS, verem gibi) yakalandığı, midesinde yılan olduğu, bazı organlarının çalışmadığı gibi sanrılar vardır.

Ayırıcı Tanı:

    Sanrılar bir çok tıbbi ve nörolojik duruma eşlik edebilir.En çok bazal ganglion ve limbik sistem lezyonlarında (kalsifikasyonlar, Parkinson Hast, Huntington hast., tümörler, serebrovasküler hastalıklar, epilepsi ) görülürler. Delirium, demans ve madde kullanım bozukluklarında ( alkol, amfetamin, kokain) da sanrılar ortaya çıkabilir; ancak bu durumlardan bilişsel yetiler, bilinç, yönelim, dikkat ve algılamadaki değişikliklerle ayırdedilir. Endokrin sistemle ( adrenal, tiroid) ilgili bozukluklar, üremi hepatik ensefalopati, vitamin yetmezlikleri gibi durumlar da sanrısal bozukluk benzeri belirtilere yol açabilir.

    Sanrısal bozukluğun en fazla karışabileceği psikiyatrik durum olan paranoid tip şizofreniden, diğer şizofrenik belirtilerin bulunmaması, sanrıların bizar nitelik olmaması ve işlevsellikte önemli bozulma olmaması ile ayrılır. Ayırt edilmesi gereken diğer psikiyatrik durumlar, duygulanım bozuklukları, obsessif kompulsif bozukluk, somatoform bozukluklar ve paranoid kişilik bozukluğudur. Sanrısal bozuklukla paranoid kişilik bozukluğunun ayrımı bazan güç olabilir.

Gidiş ve Sonlanım:

    Sanrısal bozukluğun stabil seyirli olduğuna inanılır. Bu hastaların %25'inden azı daha sonra şizofreni, %10'dan azıda duygulanım bozukluğu tanısı alır. Uzun süreli izlemlerde hastaların yaklaşık yarısında iyileşme gözlenmiştir. Diğer %20'sinin semtomlarında azalma olduğu %30'unda ise değişiklik olmadığı bildirilmektedir. Hastalık öncesi işlevsellik düzeyi iyi olan, 30 yaşının altında ve ani başlayan, başlangıçta stres etkenlerinin buğunduğu kadın olgularda prognoz daha iyidir. Grandiyoz ve kıskançlık tiplerinde prognozun daha kötü olduğu sanılmaktadır.

Tedavi:

    Sanrısal bozukluk genellikle ayaktan tedavi edilebilecek bir durumdur. Ancak bazı özel durumlarda hospitalizasyon gerekebilir. Hastaya yaklaşımda öncelikle, sanrılara neden olabilecek nonpsikiyatrik durumları ayırdetmek için tıbbi ve nörolojik bir değerlendirme yapılmalıdır. Daha sonra hastanın sanrısal içeriğiyle ilişkili olarak saldırganlık dürtülerini (kendine ve başkalarına yönelik) kontrol edebilime yeteneği değerlendirilmeli, hastanın işlevselliği gözden geçirilerek sosyal ve mesleki ilişkileri konusunda profesyonel yardım planlanmalıdır. Risk etkenlerinin varlığında hasta ikna edilerek ya da yasal yollarla hastaneye yatırılmalıdır.

İlaç Tedavisi: Tıbbi tedavide kullanılan başlıca ilaçlar antipsikotiklerdir. İlaç seçiminde en iyi yol gösterici hastanın daha önceki ilaçlara verdiği cevaptır. Antipsikotikler düşük dozda başlanmalı ve yavaş arttırılmalıdır. Tedavide ayrıca antidepressanlar, lityum, karbamezepin ya da valproat kullanılabilir.

Psikoterapi: Etkili bir psikoterapide esas öge hastanın terapiste güven duymasını sağlamaktır. Bireysel yaklaşımlar grup terapilerinden daha etkilidir. İçgörü sağlamaya yönelik destekleyici, davranışçı ve bilişsel tedavilerden başarı elde edilmiştir.

Bazı araştırmacılar dirençli erotomani olgularında EKT'nin yararlı olduğunu bildirmişlerdir.

 

Ana Sayfa ] Geri Dön ]



Last modified: 05-Ağu-2012 Registrant:Tahir Ölmez