|

| |
Yeme Bozuklukları ,(İştahsızlık,
Oburluk, Kusma...)
Bir
gereksinim olmaktan çok geleneklerin biçimlendirdiği yemek yeme alışkanlığı,
hızlı yemek yiyerek, yemek sırasında başka şeylerle ilgilenerek, ya da
zamansızlıktan yakınıp geçiştirilerek yeni alışkanlıklara dönüşüyor. çağdaş
toplumlarda yeme alışkanlıklarındaki değişimler, yeme bozukluklarına kadar varan
birçok sorunu karşımıza çıkarıyor. Yeme bozuklukları iştahsızlık, kusma ve aşırı
yeme olarak sıralanıyor. Bilim adamları, bu tür sorunların altında yatan
yalnızca toplumsal değil aynca psikolojik ve fiziksel nedenleri de
araştırıyorlar. Bir hastanın normal yeme alışkanlığını tekrar kazanabilmesı için
farklı bilim dallarından uzmanların birarada çalışması gerekiyor. Bunların
içinde beslenme uzmanları, psikologlar, psikiyatristler ve psikofarmakologlar
gibi uzmanlar var. Yeme bozukluğunun nasıl başladığı ve ne yöne kayacağı ise
kişiye göre değişiyor. Ama hepsi için ortak bir tavırdan bahsedebiliriz: Kendi
vücut algılarındaki yanılsama.
YEME BOZUKLUĞU
bir tür hastalık. Bu hastalık hem insan bedeniyle hem de yemekle ilgili.
Hastalığa yakalananlar, yalnızca aldıkları kalorinin fazlalığından yakındıkları
için değil, belli bir düşünceyi saplantı haline getirdikten sonra doğrudan
yemekle ilgili sorunlar yaşamaya başladıkları için de yemeyi reddediyorlar.
Böyleyken yine de bedenin sahibinin bedenini nasıl algıladığı çok önemli.
Alman yazar Schilder insan bedeninin algılanmasını şöyle
tanımlıyor: "zihnimizde oluşan görüntü vücudumuzun resmidir". Son yıllarda ise
bu tanım genişletildi. Değişik boyutlarıyla ele alınmaya başlandı. Slade,
bedenin görüntüsünün bir algısal bileşenleri bir de tutumsal bileşenleri olduğu
görüşünde. Yani kişinin kendi dış görünümü konıısundaki görüşleri her zaman
nesnel gerçekleri yansıtmayabiliyor. Bu tanımlamayı, bilim adamları yeme
bozuklukları çalışmalarındakine paralel bir düşünce geliştirerek kullanıyorlar.
İlk soru şu: Bir insan kendi viicut ölçüleriyle ilgili olarak ne kadar kesin bir
tahminde bulunabilir? İkincisi ise: Bireyin kendi vücuduyla ilgili olarak
tutumu/hissi nedir? Bu soruların ilkine algısal, ikincisine bilişsel yanıt
verilebiliyor. Böylece arada bu paralellik kurulmuş oluyor.
 |
|
Herkesin kendi vücuduyla ilgili iyi
ya da kötü bir fikri vardır. Bu, yeme bozukluklarının çıkış noktasını
oluşturuyor. Yeme bozukluğunu gösteren kişilerin kendi vücutlarıyla
ilgili yanlış bir algıya sahip olmaları asıl sorunu yaratıyor. Ama tabii
ki, yalnızca bu değil, bilişsel, duygusal, davranışsal etkenler bireyin
kendi vücuduyla ilgili yargısını etkiliyor. |
|
BedenKütle Endeksi:
Buradaki resimde beden kütte endeksine (BKE) göre ayrılmış gruplar
görülmekte. BKE kilonun boy uzunluğunun karesine bölünmesiyle elde
ediliyor. örneğin boyu 1.70 m ve kilosu 60 kg olan birinin BKE'si
60/1.702'den
20.76 çıkıyor. Yani yandaki tabloya göre normal kilonun alt sınırına
yakın bir değer. BKE ırklara göre de değişiklik gösteriyor. örneğin uzak
doğuluların BKE'i bizlerden daha düşük. |
Yeme bozuklukları kadınlarda daha çok görülüyor. Bu, biraz
da toplumdaki kadın ve güzellik imajlarıyla ilgili. Her gün
televizyonlarda, filmlerde ve birçok dergide gördüğümüz kadın imajları; yani
bunları izleyen okuyan ve seyreden kadınların kendilerini özdeşleştirdikleri
imaj, zayıf kadın. Güzel ve popüler olmak için, ekrandaki kadınlar gibi giyinip
ekrandaki kadınlar gibi davranmak için onlara öykünülüyor ve buna belki de
zayıflamakla başlanıyor. Hatta, sanki gerçekten farkındalarmış gibi popüler
kadınlar, kendi rejim programlarını açıklayarak nasıl zayıfladıklarını
anlatırlar. Yine de, yeme bozukluklarının yalnızca böyle bir özentiden
kaynaklandığı doğru değil.
Sosyal ve psikolojik etkenler kadının vücudunu algılayış
seklini değiştiriyorsa, yani vücuduyla ilgili olarak gerçekleri göremiyorsa,
yeme bozukluğu başlıyor demektir.
Anoreksik Kişiler
Yeme bozuklukları içinde belki de en önemlisi
anoreksia nervosa yani yemekten
kaçınma/korkmadır. Hastalığa yakalanan kişi ne kadar aç olsa da yemiyor. Aslında
bu pek iradeyle ilgili bir şey değil; çünkü hasta yiyemiyor ve yemekten
korkuyor. Bu durum kişinin aynanın karşısına geçince kendini şişman olarak
algılaması ve rejim yapmaya karar vermesiyle başlıyor. Aynanın karşısına her
geçtiğinde önceleri ne kadar inceldiğinin farkına varabiliyor: vücut ölçüleri
daralıyor; ama sonraları aynadan gelen ses hiç değişmiyor: "Daha ince, daha
ince".
Abartılmış rejimden kaynaklanan aşırı kilo kaybı, çoğunlukla kadınlarda ve az
sayıda da erkeklerde görülüyor. Ama bu duruma gelmeden önce bir aşama daha var.
Bulimia ve anoreksia arası belirtileri olan bu diğer yeme bozukluğu çok
ilerlerse anoreksiyaya doğru ilerliyor.
Anoreksikler, kaç kilo olurlarsa olsunlar hep şişman olma
korkusuyla yaşıyorlar ve ne kadar zayıfladıklarının asla farkına varmıyorlar. Bu
aslında yavaş yavaş gerçekleşen bir intihardan farksız. çünkü bu hastalığa
yakalananların % 10 ila 20'si komplikasyonlar yüzünden bu hastalıktan
kurtulamadan ölüyor.
Anoreksikler mükemmeliyetçidirler ve yaşam standartlarını
yüksek tutmaya çalışırlar. Ama bunu aslında kendileri için yapmazlar; bir bakıma
başkaları için yaşadıkları söylenebilir; başkalarının gercksinimlerini
karşılamak kendi gereksinimlerini karşılamaktan önce gelir. Ayrıca kendileri ve
yaşamlarıyla ilgili olarak tek kontrol edebildikleri şeyin yemek ve kilo
olduğunu düşünürler. Eğer çevrelerinde olan bitenleri kontrol altına
alamıyorlarsa, yemelerini kontrol altına alırlar ve kilo kaybettikçe kendilerini
daha güçlü hissederler. Her sabah baskülün ibresinde gördükleri aslında başarıp
başaramadıklarıdır.
Anoreksikler profesyonel bağlamda bir yardımı da kabul
etmezler çünkü bu tür terapilerin onlan yalnızca yemeğe zorlayacağını
düşünürler. Ergenlik çağındaki kızların yaklaşık % 1'i bu hastalık sırasında
normal kilolarının % 15'ini kaybeder ve buna rağmen hala zayıflamaya devam
ederler (ki bu hiç önemsenmeyecek bir oran değildir: 50 kiloysanız kısa bir
sürede 42.5 kiloya düşmüşsünüz gibi düşünebilirsiniz). Bu hastalar için güzel
yemek tarifleri toplayıp onlardan güzel ve lezzetli yemekler yaparak
arkadaşlarına ve ailelerine ziyafet çekmek çok doğaldır; ama ne yazık ki bu
ziyafetin etkin bir katılımcısı olmazlar.
Her ne kadar hastalık yalnızca bireyin kendiyle ilgiliymiş
gibi görünse de, dış etkenler de kişinin hastalığa yakalanmasında etkili
olabilir. Ailedeki ya da yakın çevredeki insanların fazla kiloya karşı
verdikleri tepkiler bunlardan biridir. örneğin bir annenin kilo ve fıziksel
görünüşle ilgili olarak kızının çok üstüne düşmesi onun bir yeme bozukluğu
geliştirmesine neden olabilir.
Bulumikler
Bulumia nervosa, (kusma
hastalığı) bir abur cubur seansından sonra, yani fazla yemekten sonra, kişinin
istemediği fazla kalorilerden kurtulmak için kusma yolunu seçtiği bir
hastalıktır. Abur cubur yeme seansları kişiye göre değişir. Ancak bir kerede
1000 kaloriden 10 000 kaloriye kadar çıkabilir. Bu kalorilerden kurtulmak İçin
hasta ya kusar ya da laksatif kullanır. Bir de, zayıflama hapları alma, aşırı
egzersiz yapma ve bu yüzden aşırı yorgun düşme gibi yolları seçenler de vardır.
Bulumikler de anoreksikler gibi kendilerinin güvenli bir
ortamda yaşamadıklarını düşünürler. Yaptıkları herşeyi başkalarını rahat
ettirmek için yaparlar ve duygularını sürekli saklarlar. Yemek, bu kişilerin tek
güven kaynağıdır. Ayrıca kusma işlemi burada tıpkı ağlama, bağırma ya da öfke
duyma gibi, bir tür duyguların dışavurumu olarak da algılanabilir.
Bu hastalık bazen rejime başladıktan sonra ortaya
çıkabilir. Rejim sırasında örneğin hasta, tatlılara duyduğu aşırı iştahla
kendini tutamayıp bunları tüketir sonra pişman olarak kusmayı dener. Yaptığını
kendi de anlamlandıramayıp bir içine kapanış yaşayan hasta, bunu başkalarından
da gizlemek ister. Bu yüzden aileler, hatta eşler bile yıllarca bu durumdan
habersiz kalabilir. Bulumia nervosa'da da zayıflama pek görülmez. Tıpkı
anoreksia'da olduğu gibi, bulumia da ergenlik döneminde başlar. Bu durum
çoğunlukla kadınlarda görülse de, erkeklerde de rastlabilir.
|
|
Anoreksia Nervosa* |
Bulumia Nervosa* |
Kontrolsüz Yeme |
|
Kısa bir süre içinde çok kilo
kaybetmek |
x |
|
|
|
Çok zayıf olunduğu halde rejime devam
etmek |
x |
|
|
|
Zayıf olduğu halde şişman olduğuna
inanmak |
x |
|
|
|
Aylık menstruasyon dönemlerinde
aksaklık |
x |
|
|
|
Yemeğe alışılmadık bir ilgi göstermek
ve garip yeme rituelleri geliştirmek |
x |
x |
|
|
Gizlice yemek yemek |
x |
x |
x |
|
Takıntılı bir biçimde egzersiz yapmak |
x |
x |
|
|
Ciddi depresyon |
x |
x |
x |
|
Aşırı derecede yemek yemek |
|
x |
x |
|
Kusma ya da kusturmaya, dışarı
çıkmaya yarayan ilaçlar kullanma |
|
x |
|
|
Aşırı yemek yiyen ve kilo almayan |
|
x |
|
|
Banyoda uzun süre kusma amaçlı kalmak |
|
x |
|
|
İlaç ve alkol alımında artış |
|
x |
x |
|
Bazı insanlar anoreksiya ve bulumiayı
aynı anda geçirebilir |
Kontrolsüz Yeme
Kendini kontrol edemeden yeme de bir hastalıktır. Tıpkı
bulimia'da olduğu gibi, kontrolsüz yeme seanslarında aşırı kalorili yiyecekler
bir defada tüketilir. Ama bu hastalar aldıkları kalorileri vücutlarından
atmazlar. Hastalar bu seanslar için kendilerini kontrol edemediklerini
söylerler. Ancak kendilerini artık yiyemeyecek kadar rahatsız hissettiklerinde
yemeyi keserler. Bu insanlar daha zor kilo verirler ve aşırı şişmandırlar
İşin Kimyası
Yeme bozukluklarını başka açılardan da anlamak için bilim
adamları, biyokimyasal araştırmalar da yapıyorlar. Daha çok nöroendokrin
sistemine (merkezi sinir ve hormon sistemlerinin birleşimi) bakılıyor.
Nöroendokrin sistemi fıziksel büyüme ve gelişimi, iştah ve sindirimi, uykuyu,
kalp ve böbrek fonksiyonlarını, duyuları, düşünceyi, cinsel fonksiyonları, ve
daha birçok şeyi dengeler ve idare eder. Merkezi sinir sistemindeki kimyasal
ileti maddeleri olan nörotransmitter'ler hormon salgısını kontrol eder. Bilim
adamları birer nörotransmitter olan serotonin ve norepinefrin seviyesinin
depresyon sırasında düştüğünü keşfetmişlerdi. Aynı durum yeme bozukluğu olan
kişilerde de geçerli. Yeme bozukluğu geçirenlerin çoğu, depresyon da geçirdiği
için bilim adamları bu ikisi arasında bir bağlantı yakalamaya çalışıyor.
Gerçekten de antidepresan kullandırılan bazı anoreksiklerin serotonin
düzeyindeki artışla beraber iyi yöndeki değişimleri bilim adamlarını
sevindiriyor.
Anoreksiklerin ve depresyon altında olanların bir ortak
yönü daha var. Her ikisinde de kortizol (bu hormon stres durumunda
salgılanıyor) düzeyi normalin üstünde. Bilim adamları yüksek kortisolun
hipotalamustaki bir sorundan kaynaklandığını gösterebilmişler.
Yeme bozuklukluğunun depresyonla bağlantısına benzer bir
bağlantı da obsesif-kompulsif bozukluklarda (OKB) var. Serotonin düzeyi OKB
olanlarda da çok düşük. Bulumiklerin çoğunun obsesif davranışlar da geliştirdiği
düşünülürse, ikisi arasında bir bağlantı bulunması şaşırtıcı değil.
Yeme bozukluklarıyla beyin kimyasallarının ilişkileri
hayvanlarla yapılan deneylerle de araştırılıyor. örneğin, peptit YY ve
nöropeptit Y düzeyindeki değişikliğin laboratuvar hayvanlarında yeme davranışını
etkilediği ortaya çıkmış. Bulumiklerde düşük olan kolesistokinin de yine
laboratuvar hayvanlarına verildiğınde bunların kendilerini tok hissederek yemeği
durdurdukları gözlenmiş. Bu da bulumiklerin neden yemekten bir türlü tatmin
olamadıklarıntn bir göstergesi olabilir.
Tedavi
Yeme bozukluğu çeken hastalarda, özellikle açlık tehlikesiyle
karşı karşıya olan anoreksiklerde yaşamsal organlar özellikle kalp ve beyin
hasar görür. Vücut kendisini koruyabilmek için bir nevi vites küçültür.
Menstrüasyon döngüsü durur. Nefes alış ritmi ve kalp yavaşlar, kan basıncı düşer
ve tiroid bezinin işlevleri yavaşlar. Saçlar ve tırnaklar kırılganlaşır; deri
kurur, sararır ve küçük tüylerle kaplanır. Aşırı susama ve idrar görülür.
Vücuttaki yağ oranının düşmesi vücudu soğuğa karşı dayanıksızlaştırır. Bunlara
yarı kansızlık, eklemlerin zayıflaması da eklenebilir. Ayrıca eğer hastalık
ilerlemişse kalsiyum ve buna bağlı kemik erimesi de gözlenir. Beyin küçülmesiyle
birlikte kişilik değişimi de başlayabilir.
Bulumia nervosa hastaları, normal kiloda olsalar bile
vücutlan sıkça vapılan yeme ve kusma seansları nedeniyle zarar görür. Kontrolsüz
yeme sırasında mide büyür ve kusma sırasında da potasyum kaybedildiğinden kalpte
sorun yaşanır. Kusma sırasında mideden çıkan asit geçtiği yolları tahriş eder.
Anoreksiyada olduğu gibi, bulumiada da menstruasyon döngüsü kesilebilir.
Bulumia
olan kişilerin bağımlılıklarla da başları derttedir. Bunların içinde bazı
ilaçlar ve alkol başta gelir. Aynca tıpkı anoreksiyada olduğu gibi, depresyon,
sinir ve diğer psikolojik sorunlarla karşı karşıyadırlar. Bu hastayı intihara
kadar götürebilecek bir durumdur. Kontrolsüz yeme hastalığına bağlı şişmanlıkta
da yine şişmanlıktan kaynaklanan bir dizi sorun yaşanır: Yüksek kolesterol,
yüksek kan basıncı ve şeker hastalığı gibi.
Yeme bozuklukları da yine ne kadar erken tanı konulursa o
kadar çabuk tedavi edilebilir. Ama ne yazık ki doktor tanıyı koymuş bile olsa,
hasta bir sorunu olduğunu yadsıyabilir; bu yüzden de, zayıflıkta tehlike
sınırına gelene kadar tıbbi ve psikolojik yardım almayı reddeder.
Bulumikler ise normal kiloda kalmayı başarabilirler ve
hastalıklarını yıllarca saklayabilirler. Bu yüzden hastaları tedavi altına
alabilmek oldukça güçtür. Ama, her ne olursa olsun er ya da geç bir tedaviye
başlanması gerekir.
Profesyonel yardımın yanında ailelerin ve yakın çevrenin
de yardımları bu tür hastalar için çok önemlidir. Tedavi yoğun ve çok yönlü
olduğundan farklı uzmanların ortak çalışması gerekir. Bu uzmanlar en azından bir
beslenme uzmanı, bir iç hastalıkları uzmanı, bir psikoterapist ve bir
psikofarmakologdan oluşur.
Bundan sonra doktor hastanın uzun dönemli bir tedaviye
gereksinimi olup olmadığına karar verir. Eğer hızlı ve büyük oranlarda kilo
kaybedilmişse metabolizmadaki aksaklıklar giderilmeye çalışılır ve bireysel
psikoterapi uygulanır. Anoreksikler tedavi sırasında normal bir insanın
gereksiniminden çok kalori almalıdır ama bu onların istedikleri en son şeydir.
Bu yüzden de hastanın yemekle ilgili ilişkilerinin düzenlenmesi için bir
psikoterapiste gereksinim vardır. Bu terapist hastanın yeme bozukluğuyla ilgili
sabit fikirlerini değiştirmesine yardımcı olur.
Özellikle aile ve yakın çevrenin bu kişilere karşı olan
tavırları önemlidir. Aslında ailenin çocuklarının görünüşleriyle ilgili yaptığı
yorumlar çocuklar üzerinde büyük etkiler yapacağından bu konuda dikkatli
olunmalıdır, Hastalık başlamış olsa da olmasa da çocuğun nasıl görünürse
görünsün ailesi ve çevresi tarafından kabul edileceğini bilmeye ihtiyacı vardır.
Yeme bozukluğu başladıktan sonra da hastayı yemek yerken izlememek ya da
başkalarının nasıl zayıfladığıyla ilgili yorumlar yapmamak gerekir.
Hastanın yeme bozuklukları ve sonuçlarıyla ilgili bilgilendirilmesi ve tedavi
için desteklenmesi tedaviye başlamada yardımcı olacaktır. Bu yüzden yakın
çevrede olan kişilerin bu konuda mümkün olduğu kadar çok şey okuması, hastalığın
ve hastanın daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır. Bu bir yardım çığlığı
olabilir.
Bilim ve Teknik, Ocak 2000
|